ah Hasan ah,
ekmek elden, su gölden,
hayat sana güzelmiş !
Hasaaan,
kulağıma hiç eyi şeyler gelmedi amma !!!
(…..)
ayıptır söylemesi…
helalmidir öylesi,
elin kazancına çökmesi…
oooohhh, dediğini duyar gibiyim Hasaaan,
keyfinin kahyasına diyecek yokmuş,
paşa gönlün ne istiyorsa oymuş.
yokun da, yokmuş !
periler, köşkler,
kuş sütlü ziyafetler,
lüküs arabalar, yatlar, cetler,
Hasan,
yoksa, aç gözün mü açıldı ?
baksana Hasaaan !
bizimki halen tok…
ya hu Hasan,
bir vakitler bize, ne nutuklar atardın,
dosdoğru, dimdik durur, caka satardın,
hak derdin, hukuk derdin,
haramdan, mekruhdan,
şüpheliden haber verirdin.
yoksa sen de mi münafıklığa özendin…
Hasan,
eskiden sen, riyakârdan nefret ederdin,
nerde kaldı içi dışı, özü sözü bir olmak,
nerde kaldı vakar, nerde dirayet, ya hikmet,
nezaket, ve belki de adalet…!
kandırdıysan
keriz yerine koyduklarını,
ağırımıza gitmesin,
gel de itiraf et…
bizi soracak olursan Hasan,
Hayati çöpten kağıt toplar halen
plastikler de eyi para ediyor dedi…
emekli emmilerin kahveye gidemez oldu
bir bardak çay 20-30 kayme !
ahvâlimiz bu işte,
tepemizin tasını çoktan rafa kaldırdık,
pambık gibiyik,
kalmadı sinir minir de…
her akşam kuzu kuzu sofrada toplandık,
ekmeğimizi tuza bandırdık…
tahta kaşıklarımızı da,
bol sulu ayran çorbasına daldırdık…
doyuyoruz elhamdülillah,
bir de yanında kuru soğan bulursak
aliyyü’l âlâ, Hasan
Hasan, bak ha evlat
öyle burnunun dikine gitme
aklını başına devşir,
gel etme, eyleme,
kafanı kuma gömme,
felekle aşık atılmaz,
çelik çomak oynanmaz Hasan,
et samimi bir tövbe…
kefenin atlas, ipek olsa kime ne ?
bak ölüm sessiz sedasız gelince
kul hakkı ile sakın ha öteye gitme !
Ha sana öğüdüm bu,
kulak ardı etme…
demedi deme Hasan,
demedi deme !
