Ana Sayfa Can Kayacılar, Köşe Yazıları 10 Mart 2024 63 Görüntüleme

Divide et Impera: Böl ve Yönet Öğretisiyle Tarımdan Yüksek Katma Değer Eldesi

Döngüsel ekonomi mantığının gelişmesi adına özellikle tarımsal ürünlerde yani tükettiğimiz sebze, meyve, yemişler, tahılllar, tıbbi aromatik ürünler ya da orman ürünleri gibi her türlü bitkisel materyalde ilk kural latince tabirle “Divide et impera” yani “böl ve yönet/hükmet” mantığının gelişmesidir. Bu aslında döngüsel ekonomiye girişin ilk basamağını oluşturuyor.

Bitkiyi Tanıma Yolculuğu

Bitkiler temelde kök, gövde, yaprak, çiçek, meyve/sebze/tohum gibi çeşitli kısımlardan oluşuyor. Bitkinin bu şekilde görülen her bir parçası farklı konsantrasyonda biyobileşen içeriyor. İçerebileceği biyobileşenleri de temel olarak 5 farklı şekilde sınıflandırabiliriz: karbonhidratlar, proteinler, yağlar, mineraller, vitamin ve antioksidanlar. Bunlar aslında evrendeki tüm canlıların ana bileşenlerini de oluşturuyor. Doğada gördüğümüz her canlıya bu gözle yaklaşabiliriz. Yani örneği bir tohum gördüğümüzde ya da bir çiçek, soracağımız sorular tam olarak şunlar: Ne kadar yağ içeriği var? Ne kadar proteini var? Rengini veren madde ne? Ne kadar lif var? Ne kadar antioksidan var? Aslında bu soracağımız ve sonrasında da araştıracağımız ilk konular oluyor. Çünkü bu soruların cevaplarını çoğu bitkisel materyalde görerek anlamamız çok mümkün değil. Lif olarak zengin olduğunu tahmin ettiğiniz bir materyal, proteince zengin olabiliyor. Ya da yüksek antioksidan içeriği olduğunu tahmin ettiğiniz bir bitkisel materyal, hiç de beklediğiniz gibi olmayabiliyor. Tam da bu minvalde mutlaka ama mutlaka konu hakkında yapılmış bilimsel çalışmalara bakılması gerekiyor. Ama bu da yeterli değil, çünkü coğrafyamızda yetişen hiçbir bitki, örneğin Avrupa’da ya da Amerika’da ya da bitkinin toplandığı yerden farklı bir ilden toplansa bile aynı içeriğe sahip olamıyor. O yüzden coğrafya, bitkinin toplandığı yer, mevsim, zaman, tür ve sonrasında yapılacak bilimsel analizler bu konuda en doğru veriyi bizlere sunuyor.

Konuyu ilerletmeden önce ilk basamakta döngüsel ekonomi kapsamında bitkilerden yüksek katma değerli ürün elde etmemiz hakkında sormamız gereken soruları doğrudan aktarmak istiyorum:

· Elimizdeki bitkisel materyal, bitkinin neresidir? Kökü müdür? Gövdesi midir? Yaprağı mıdır? Meyvesi midir? Çiçeği midir? Erken toplanan filizi midir? Nesidir?

· Bu bitkisel materyal nereden toplanmıştır? Toplandığı coğrafya neresidir? Ülkemizin hangi ilinden, hangi ilçesinden ve hatta hangi köyünden toplanmıştır?

· Hangi mevsimde toplanmıştır? Yaz sıcağında mı? Kışın soğuğunda mı? Baharların yağışlı ortamlarında mı?

· Bilimsel olarak elimizdeki bitkisel materyalin “bitkisel bileşenleri” nelerdir? Yüzde kaçı karbonhidrattır? Yüzde kaçı proteindir? Yüzde kaçı yağdır? Yüzde kaçı nemdir? Yüzde kaçı antioksidandır? (Bunların tamamını bilimsel çalışmalardan elde edebiliriz).

· Peki elimizdeki bitkide bilimsel makalelerden elde ettiğimiz verilen ışığında, bizim topraklarımızda yetişen bitkide de benzer oranlarda var mı? Hangi oranda vardır? (Doğrudan bilimsel analizlerle belirlenebilir. Ülkemizde bu tür temel analizleri yapan birçok akredite laboratuvar söz konusudur).

Bu yol haritası aslında incelemek istediğimiz, bir şeyler üretmek istediğimiz bitkisel materyali tanımamızı yüzeysel olarak tanımamızı sağlıyor. Bir bitki temelde yüzlerce farklı bileşen içerebilir ama neredeyse tamamı şu 5 grup (karbonhidrat, yağ, protein, mineral, vitamin-antioksidan) çerçevesinde değerlendirilir.

Endüstriyel Üretim Mantığında Düşünme

Eğer bir bitkiden yüksek katma değerli ürün üretmeyi düşünüyorsak, öncelikle düşünmemiz gereken “endüstriyel ölçeklendirme” mantığı ile üretebiliyor muyuz? Bunu hesaplamamız lazım. Örneğin, üzüm kabuğu ve çekirdeğinin “resveratrol” içerdiğini özellikle bitkilerden yüksek katma değer elde etmeyi planlayan ve gıdaya bilimsel gözlerle bakan hepimiz biliyoruz. Yani içeriğinde resveratrol var diyebiliriz. Ama bu resveratrol “ekonomik olarak saflaştırma ve üretime uygun mudur?” sorusunu sorduğumuzda, aslında hepimizi şok eden bir gerçekle karşılaşıyoruz. Üzüm çekirdeği ve kabuğunun “divide et impera” mantığını kullanmadan sadece resveratrol elde etmek için ekonomik olarak uygun olmadığı gerçeği karşımıza çıkıyor. Yani siz belli standart ve saflıklarda resveratrol içeren bir gıda takviyesi üretecekseniz, resveratrol kaynağınız üzüm çekirdeği ya da kabuğu değil, Çin’de yetişen ve kökünün kurusunda %7’lere varan oranda resveratrol içeren bir bitki (Polygonum cuspidatum) oluyor. Dünya’daki en ünlü gıda takviyesi firmaları bile günlük kullanılan resveratrolü bu bitkiden özütleyerek elde ediyor. Sizlerle bu konuda bir bağlantı da paylaşmak istiyorum (https://solgar.com.tr/urun/resveratrol/2335).

Yorumlar

Tema Tasarım | Osgaka.com