Ana Sayfa Köşe Yazıları, Prof.Dr.Suat Kıyak 5 Şubat 2024 84 Görüntüleme

Nâmevcudu pazarlamak…

Mevcut olmayanı pazarlamak maharet ister…

Ne yazık ki, reklâmın prim yaptığı, pazarlama ustası satıcıların mantar gibi bittiği bir devirdeyiz !

Bitli baklanın kör alıcısı olurmuş derler, göz doktorlarının iş yükü herhalde çok artmıştır bu devirde…

İnsanoğlu işte,
sinekten yağ çıkartmayı da bilir,
o yağı pazarlamasını da…

Galata kulesini, Galata köprüsünü
pazarlayan mı dersiniz,
hayali arsa parseli satan mı dersiniz,
bağ, bahçe, hatta orman pazarlayıp bağışlayan mı dersiniz…
Cenneti parselleyip satan mı dersiniz…
Makam mevki pazarlayan mı dersiniz…
“Yörük sırtından kurban kesip” dağıtan mı dersiniz…
Hem muvakkaten sahip olduğu, kiracısı olduğu şeyleri fütursuzca, hiçbir kontrole ve insâfa tâbi olmadığı zannı ile pazarlamaya kalkmak neyin nesi ey akl-ı selim sahipleri, bilen varsa söylesin bana da !
Ha bir de meşhur dolandırıcı
S. Parsadan diye biri vardı değil mi ?
Onun adı çıkmış meğer…
Bugünküler, parsadan çok daha büyük paylar götürmekte çok daha profesyoneller çok…kılıf hazır, bahane çok, vesileler oluşturmak ve medya el altında, kaşe elde mühür elde, kendi yazıp kendi oynayıp kendi yayınlamak çocuk oyuncağı, daha ne olsun !
Reklâmın kötüsü olmaz deseler de !
Adam sen de, neme lâzım…
İmkân, kabiliyet ve yetkilerini, sosyal medyayı, şahsi çıkarı, reklam ve karizma planları ve kendini pazarlamak içün kullanan, hatta nâmevcudu bile fotoşop ve filtre programlarını kullanarak vitrinize ederek pazarlayan ey ademler ve havvalar; bu dünyada kamu vicdanında temyiz olmak gerekse de, her anı gözetleyip kayıt altına alan mümeyyizler olduğunu da unutmamak gerek…öte âlemdeki mahşeri, mizanı ve hesabı ise hiç mi hiç unutmamak gerek değil mi ?

Yorumlar

Tema Tasarım | Osgaka.com