Ana Sayfa Köşe Yazıları, Prof.Dr.Suat Kıyak 20 Nisan 2024 116 Görüntüleme

Çürük üzüm habbesi…

“Üzüm üzüme baka baka kararır, çürük habbe sağlamları çürütür”… çürük habbe bir de ben özgürüm bana karışamazsın deme cüretkârlığındaysa vah sağlam habbelerin başına !

Peki âlâ da, kükürtle muamele veya çürüğü sağlama sirayet etmeden koparıp atma özgürlüğünün neresinde toplum !

Seyr ü seferde mi, seyran-ı âlemde mi, uyur gezer mi, dokunmayan yılan bin yaşasın modunda mı ?

Yoksa Kul Himmet’in dediği gibi;
“Seyyah olup şu alemi gezerim
Kendi efkarımla okur yazarım” türküsünü mü çığırmaktadır…

“Toplumsal dejenerasyon, toplumun genel olarak etik, sosyal veya kültürel açıdan gerileme veya bozulma sürecidir. Değerlerin, normların, davranışların ve sosyal ilişkilerin olumsuz yönde değişmesi ve toplumun olumsuz sonuçlarla karşılaşması olarak tanımlanabilir. Toplumsal dejenerasyon, bir toplumun gelişme ve ilerleme sürecinden çıkarak, düşüşe geçmesini ifade eder.”(1)

“Toplumsal dejenerasyon, birçok farklı faktörün etkileşimi sonucu ortaya çıkabilir. Bunlar arasında ekonomik zorluklar, sosyal çatışmalar, siyasi istikrarsızlık, kültürel değişimler, teknolojik ilerlemeler, değer erozyonu ve demografik değişiklikler gibi etkenler yer alabilir. Bu faktörler toplumun normları, değerleri ve davranışlarını olumsuz yönde etkileyerek toplumsal dejenerasyon sürecini başlatabilir.
Toplumsal dejenerasyon, birçok olumsuz sonuca yol açabilir. Bunlar arasında suç oranlarının artışı, ahlaki değerlerin erozyonu, toplumsal çatışmaların artması, sosyal bağların zayıflaması, güvensizlik ve hoşgörüsüzlük gibi durumlar yer alabilir. Toplumsal dejenerasyon ayrıca toplumun uzun vadeli sürdürülebilirliğini ve refahını da olumsuz yönde etkileyebilir”.(2)

Toplumların ileri gelenlerindeki çürümenin, onlara özenen ve rol model alan tabana kadar sirayet ederek kanıksanması durumunda, topyekün ahlâkî yozlaşmadan söz edilebilir.

Önceleri çok çirkin sayılan ahlâksızlıklar vakayı adiyeden sayılmaya başlanır, hatta anormal olan normal görülmeye başlar.

Bir toplumda bu çürütme eğer operasyonel ise, sanat ve sanatçı, yönetim ve yönetici, iletişim vasıtaları ve sosyal medya gibi aygıtlar sistemli bir şekilde imhâ amacına hizmet ederler ki, hatta bir de hedefe isim koyulur, adı batı olur, moda olur, modernleşmek, muasırlaşmak olur…

Böylesi bir düzende malûmatfuruş kendini alleme,  nefer kurmay gibi satmaya başlamış, güçlü haksız da olsa haklı, muktedir liyakatsız da olsa buyruk sahibi olmuş, hukuk ölçüsüze ölçü, kılıfsıza kılıf bulan aygıt olarak kullanılmaya başlamıştır.

Nesep, soy sop karışmış, körler badem gözlü, sağırlar sultan muamelesi görürken, ahlâksız ilişkiler birliktelik olarak görülmeye başlanmıştır.

Canının her istediğini yapmak özgürlük, ağzına hergeleni söylemek düşünce hürriyeti, hakkı olmayana çökmek güç gösterisi, aşırmak uyanıklık olarak görüldüğünde, statüye yaslanarak bütün bunları kendine hak görmek beceriklilik, gösteriş de özgüven rampası olarak kullanılır olmuştur…

Defolunun defosunu gizleyerek kendini sağlammış göstermesi, çürüğün macun, dolgu ve boya-cilâ ile makyajlanması, olmayanı varmış gibi göstererek aldatmanın normal görülmeye başlaması….topyekün çürümenin dışa vurumudur.

Bu kalabalık; yüzü kızarmayan, utanma duygusunu yitirmiş, edebi nâ-mevcud, ahlaksızlıkta yarışan, arsız ve yüzsüz, aldatmayı marifet, aşırmayı beceri gören bir topluluktan (sürüden) varsayılsa gerek !

Evet bir salkım üzümün çürümesi içün bir tanesine küfün bulaşmış olması yeter de artar bile !

Peki ya insan, insan bunun neresinde ?

Artık böyleleri insan mı bilmem ama, böylesi bir kalabalık o çürümüşlüğün zirvesinde !

Çaresi mi ? Geçmiş ola diyesim var, amma Allah’tan ümit kesilmez !

Eğitim/terbiye, telkin ve tebliğ ile beraber, ahlâk kültürü müfredatı nedir bilmem amma onun yerine, güzel ahlâkın hâl edinme metodunun öğretimi ile bir yerlerden başlamalı…stratejiler geliştirilmeli.

“Etkili stratejilerle ve toplumun tüm kesimlerini kapsayacak şekilde uygulanan politikalarla toplumsal dejenerasyonun önlenmesi veya tersine çevrilmesi mümkündür. Toplumsal dayanışmayı artıran, sosyal adaleti destekleyen ve toplumsal kurumları güçlendiren politikalar, eğitim ve bilinçlendirme çalışmaları, toplumsal dejenerasyonu azaltabilir ve toplumun sürdürülebilir ve sağlıklı bir şekilde gelişmesine yardımcı olabilir.”(3)Değilse; iyilik, güzel ahlâklılık, sevgi saygı, empati, diger-kâm olmak, yardımlaşmak, hoşgörü, iyi niyetlilik, vicdanlı olmak, karşılıksız muhabbet, hak ve hukuka riayetkâr olmak ve benzeri gibi evrensel erdemler dillere pelesenk olur, sözü edilir de, çoğunlukla birer maskedir bugünkü kalabalıkların hâl ve gidişine bakıldığında bu söylemler, sadece lâfta kalır !

Sahnede rolü (ve menfaati) gereği sureta haktan görünenin, sahne gerisindeki durumuna bakmalı !

Hülasa-i kelâm, aynı tren katarında yolcu olanların bana ne deme lüksü de hakkı da yok, lokomotif raydan çıkınca, çekmekte olduğu bütün vagonları da peşinden sürükler, yoldan çıkarır !

Kokuşma/çürüme baştan başlar…çaresi balığı tuzlamaktır…eğer tuz da kokmuşsa geçmiş ola !

Vesselâm.

Yorumlar

Tema Tasarım | Osgaka.com