MASUM DEĞİLİZ

MASUM DEĞİLİZ

Masum değiliz, çünkü hepimiz birilerinin hikâyesinde kötüyüz. Masumiyet çocuk ve ihtiyarlara aittir. Bilerek veya istemeyerek birilerinin hikâyesinde kötü karakteriz.

Kalp kırmak Kabeyi yıkmak gibidir ya hani. Kırdığımız kalpler ninemizin Çin malı porselen tabakları gibi, ucuz bir o kadar da değersiz. Ya o kırdığımız kalpte yüce Yaradan varsa! İnsanı Eşref-i mahlûkat yapan merhametidir bana göre. Merhamet acıma duygusu değil, insan olduğu için insanca muamele etmektir.

Bir dönem kişinin suçsuz olduğuna akrabalarından belli sayıda insanın şahitliğiyle karar verilmiştir. Daha ilginci, suçluluğu ortaya çıkarmak için bedensel sınamalara başvurulmuştur. Sözgelimi Fransa’nın bazı bölgelerinde cinayetle suçlanan birisi korlar üzerinde yürütülür, iki gün sonra hâlâ ayağında izler varsa suçlu kabul edilirdi. Aynı şekilde bir dönem “su işkencesi” denen yöntem uygulanmıştır. Buna göre suçlanan kişinin sağ eli sol ayağına bağlanır ve kişi suya atılırdı. Boğulmazsa suçlu, boğulursa suçsuz olduğu anlaşılıyordu. Boğulmadığında suçluydu zira su bile onu kabul etmiyordu. Suçsuz olduğunu ispatlaması için suyun onu kabul etmesi yani boğulması gerekiyordu.

      Yolda bir başkasına zarar verecek bir nesneyi oradan kaldırmakta merhamettir, sokak hayvanlarına bir kap su vermekte merhamettir.

Biz Âdemoğulları atamız Kabilin taraftarı olmuşuz. Hısım akraba demeden acımasızca dilimizle Habil’leri hunharca öldürüyoruz, hani kardeştik. Hiç birimiz bu sebeple masum değiliz. Ormanları yakan insanoğlu, hayvanları zevk için öldüren insanoğlu, kadına şiddet gösteren insanoğlu, sabi sübyan çocuklara istismarda bulunan yine insanoğlu hiçbirimiz masum değiliz. Vefa ölmüş başımız sağolsun lakin bu isin İstanbul’da bir semt adı olarak kalmış.

Saygı bitmiş, sevgi sizlere ömür. Selam bile bir menfaat var ise veriliyor olmuş. Menfi duygular aşkın önününe geçmiş, sevdalar insan kullanmak olmuş. Sonra hepimiz masumuz diyoruz, işte hiçbirimiz masum değiliz.

Tebessümün bile sadaka olduğu yüce bir Dinin mensubuyuz. Yarım hurmanın cennet kapısı açtığı bir dönemdeyiz,  merhamet ve sevgi ile harmanlanmış alçak gönüllü olmak tevazunun kendisi değil mi? En son be zaman bir yetim başını okşadık? En son ne zaman yoksulu giydirdik? Tatlı sözün sadaka olduğu bir zamandayız, hiç tatlı söz söyleyip yüzlerde tebessüm oluşturduk mu? Hiç birimiz masum değiliz işte, dedim ya bitilerinin hikâyesinde kötü karakteriz işte.

               İnsanlık ölmüşte tabuta çoktan konmuş, beleş mezar bulunursa gömülecek. Dostluk ve arkadaşlık can çekişiyor her an gitti gidecek. Akrabalık sözde kalmış, dil döndükçe akrabayız.

Kıymetli okurlarım gönül almak en büyük erdemdir ve dahi bu aldığımız gönülde olmak işte o vakit insan olmaktır. Sürçü lisan ettiysek affolan. Sizin En kıymetliye emanet ediyorum, Hoşça kalın…

Lütfen Paylaş