PROF DR. İNANÇ ÖZGEN YORUMLADI: ZEKİ MARKOĞLU’NDAN ENFES BİR ROMAN: Onurlu Direnişin Adı “HEİMEİ-MARU”

PROF DR. İNANÇ ÖZGEN YORUMLADI: ZEKİ MARKOĞLU’NDAN ENFES BİR ROMAN: Onurlu Direnişin Adı “HEİMEİ-MARU”

Prof Dr. İnanç ÖZGEN Yazar Zeki MARAKOĞLU tarafından yazılan ve Vaveyla yayıncılık tarafından basılan Onurlu Direnişin Adı  Heimei-Maru kitabını yorumladı. Özgen; kitapla ilgili şu ifadelere yer verdi. Zeki MARAKOĞLU’nun okuduğum ilk kitabı. Diğer kitaplarını da okuyacağım. Ama öncelikle bu kitabını okumak istedim. Kitapla ilgili düşüncelerim ise kısaca şu şekilde:

Roman Osmanlı Devleti’nin 1. Dünya savaşında müttefiklerinin açmış olduğu cephelere göndermiş olduğu askerlerin destansı direnişini anlatıyor. Öksüz ve yetim olarak büyüyen Onbaşı Cezmi’nin silah arkadaşları ile GALİÇYA cephesine müttefik askerlere yardıma gitmesi ve sonrasın da ki olaylar çerçevesinde geçiyor. Cezmi ve arkadaşlarının cansiperane savaşları, Cezmi’nin arkadaşı Yusuf’un şehit olması, 6 arkadaşı ile terkedilen bir köyde, bir eve sığınmaları, evde yalnız başına kalan ailesinin tüm fertlerini Rusların katletmesi nedeniyle yalnız kalan Ukraynalı sağır ve dilsiz Alina’ya rastlamaları olaylara güzellik ve akıcılık katıyor.

Güzeller güzeli mavi gözlü Alina’nın en başta ürkek tavrı, daha sonra Osmanlı askerinin merhametiyle onlarla kaynaşması, maceraya bir kişi daha ekliyor.

Ardından gelen Aşk. Alina ile Cezmi ile âşık olmaları, daha sonra köye Rus askerlerinin gelmesi nedeniyle köyden hep beraber kaçarak yola koyulmaları ile devam ediyor. Alina kafasını kaldırıp bir baktığında köyü ateşe verilmiş, o artık cebinde taşıdığı bir fotoğraf ile avunuyor.

Yolda Cezmi’nin can arkadaşı Mehmet’in yaralanması, daha sonra Ruslar askerleri tarafından yakalanmaları ile esir kampına gidilen meşakkatli yol ve bu yolda Mehmet’in şehit olması, imkânsızlıklar içinde varılan esir kampı olaylar zincirine zincir ekliyor. Japonların beklenmeyen esir kampı baskını ve olacak çok gizemli olaylar zinciri kalan satırlarda gizli.

Sayın MARAKOĞLU, duyguları çok iyi tasvir etmiş. Kitap öyle akıcı ki, bir oturuşta kendini 100 yıl ötede buluyorsun. Kâh silah sesi kulağını teğet geçiyor, kâh gözyaşı yanaklarından süzülüyor, kâh yokluğu yaşayıp kuru ekmek parçalarını yiyor, kâh, sağır ve dilsiz olup gönlünün sesine kulak veriyorsun.

Bazen karnın ağrıyor, açsın ama ekmeğini paylaşıyorsun, kâh arkadaşını kanlı gömleğinle gömüyorsun, kâh bir umut bekliyorsun, tüten şehir bacalarında… Kâh gökyüzündeki yıldızlara anne baba diyorsun. Memleketinin mert mevsimlerini özlüyorsun, yırtık postallarının izinden…

MARAKOĞLU bu duyguların hepsini bu kitapta vermiş.

Duygularla geçmişe gitmek isterseniz kalan gerisi bu kitapta…..

BAŞARILAR DİLERİM.

Lütfen Paylaş