Ana Sayfa Gündem, Hüseyin Özgür Arslan, Köşe Yazıları, Kültür&Sanat 4 Nisan 2023 71 Görüntüleme

Türkiye’de Neden İyi Korku Filmi Çekilemiyor “Bölüm 5”

Siyasetin “Korku Edebiyatına Olumsuz Yansıması

Değerli okuyucular! Korku filmleriyle ilgili yazımın bu bölümünde aslında pek kurcalanmamış bir meseleyi gündeme getireceğim: Türkiye’de iyi korku filmi çekilemez çünkü iyi korku yazarımız yoktur. İyi korku yazarımız yoktur  çünkü zamanında ülkemizi yönetenler korku edebiyatını gericilik propagandası- hurafecilik olarak görmüşlerdir. Bu yüzden dolayı zamanında korku yazanlar veya yazmak isteyenler gönüllü olarak bu işten  vazgeçme zorunda kalmıştır.

Dünyada; korku romanları- novella ve öyküleri 18.yüzyılda Avrupa’da başlar. İngiliz, Alman ve Fransızların ilk dönem korku yazarları vardır. İlk öykülerde genelde  vampirler üzerinedir. Daha sonra 19. yy İngiltere’sinde korku edebiyatı tavan yapar. 19. yy sonu 20.yy başı Amerika’sı da bu konuda ucuz korku romanları ve dergilerle başı çeker. Çeşitli korku öyküleri, tuhaf öyküler peş peşe yazılır. Vampir, hortlak, hayalet ve mumya öyküleri patlama yapar.

İngiltere’de Bram Stroker, Marry Shelly gibi günümüzde herkesin tanıdığı korku romanlarını yazan sadece tek eser vermiş yazarlar kadar, Edgar Allan Poe gibi İngiliz edebiyatının dev kalemleri de korku-gerilim dalında yazmıştır.

OSMANLI’DA İLK KORKU ROMANI YAZARI: HÜSEYİN RAHMİ GÜRPINAR

19.yy’da ve 20.yy başında Batı dünyasında korku edebiyatı doğarken Türkiye’de de onları takip edenler çıktı. O sırada Osmanlı İmparatorluğunun son devirleri yaşanmakta idi ve 1864 doğumlu, bir paşa çocuğu olan gazeteci ve edebiyatçı Hüseyin Rahmi Güpınar belki de Türk korku edebiyatının kurucusu olarak ilk Türk korku romanını yayınladı: Gulyabani 1911. Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın Gulyabani romanı ünlü yönetmen Ertem Eğilmez tarafından 1976’da Süt Kardeşler ismiyle komedi filmi oalrak sinemaya uyarlandı. Gulyabani romanında hizmetçi bir kadın İstanbul dışındaki bir konağa çalışmaya gider. Konakta çalışanlar sürekli kaçmakta ve konağın perili-gulyabanili olduğunu iddia etmektedir. Bu kadında bir gün evde çalışırken yüklük denen dolptan çıkan iki kara mahlukat tarafından korkutulur. Fakat konağı terketmeyen hizmetçi aslında bu gulyabanilerin siyah tüylü kostümler giyen iki yanaşma olduğunu anlar. Konağın yaşlı sahibesini korkutarak onu öldürmek isteyen böylece de mirasına konma planı yapan hain damadın tuttuğu iki adamdır bu. Süt Kardeşler filminde ise Kemal Sunal ve Adile Naşit oynamaktadır ve iki aptal askerin dedektif olarak komutanlarının damadı olduğu konakta yaşanan hırsızlığı araştırmalarını anlatan bir filmdir. Filmde Gulyabani diye izleyiciye sirklerde gösteri yapan uzun tahta bacaklı bir jonklöre giydirilmiş sakallı ihtiyar kostümü gösterilir. Günümüz gençliği ne yazık ki Gulyabani deyince işte bu dev ihtiyar adamı anlamakta. Çocukluklarında belki yüzlerce kez izledikleri komedi filmi yüzünden bir canavar olan Gulyabani tamamen biçinm ve anlam değiştirmiştir artık Türk gençliği için.

Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın daha pek çok korku romanı ve öyküsü vardır. Bunlar: Cadı 1912, Cadı Çarpıyor 1913 , Efsuncu Baba 1924, Mezarından Kalkan Şehit 1929, Şeytan İşi 1933, Kesik Baş 1942, Dirilen İskelet 1946, , Ölüler Yaşıyor mu? 1973.
Ancak Hüseyin Rahmi Gürpınar’ı bir korku yazarı olup olmadığı tartışmalıdır. Çünkü yukarıda saydığım ilginç isimli korku eserleri aslında korku öyküleri anlatsa da olayların iç yüzünde  cin, cadı, hortlak, gulyabani olmadığı onun yerine üçkağıtçı- yalancı veya iyi bir sebeple olsa bile başkalarına oyun oynayan insanlar olduğunu anlatır. Yani Gürpınar pozitivist bir yazardır. Korku öğelerine inanmadığı gibi gazetelerdeki köşe yazılarında falcıları, büyücüleri, ruh çağıranları acımasızca eleştirir, suçlar ve onlarla alay eder. Bütün korku temalı kitapları aslında işin içyüzünde korkunç bir şey yerine bir dolandırıcılık-sahtekarlık vakası olduğu üzerine kuruludur.

İLK GERÇEK TÜRK KORKU ROMANI (TABİİ Kİ ÇAKMA! ) :

KAZIKLI VOYVODA veya DRAKULA İSTANBUL’DA

Korku türündeki ilk Türk romanı ise çakma bir romandır. Bram Stroker’in meşhur Dracula’sının Türk versiyonudur. Drakula İstanbul’da! Ali Rıza Seyfi isimli bir yazar 1928’de Kazıklı Voyvoda diye Stroker’in Drakula öyküsünün aynısını sadece mekanı İstanbul olarak değiştirerek yayınlar. Tabii Drakula hariç diğer karakterlerin ismi de Türk’tür. Yazar kitabı çevirmiş ve Bram Stroker adına yayınlayacağına kendi romanı gibi pazarlamıştır yani.

Bu çakma Drakula daha sonra 1953’de Mehmet Muhtar isimli bir yönetmen tarafından sinemaya uyarlanır. Benim de izlediğim bu siyah beyaz filmde Drakula’yı Atıf Kaptan oynar. Drakula’nın Romanya’daki şatosuna giden avukat Jonathan Harker’in ismi Azmi olmuştur. Azmi Romanya’daki Drakula’nın avukatlığını üstlenir ve şatosuna giitmek için yolda bir otele iner. Otel çalışanları şatoya gitmemesi gerektiğini söyleyince Azmi elindeki tespihi gösterir ve “Ben Allah’a inanıyorum. Bana bir şey olmaz” der. Muhtemelen bize bişi olmaz lafı da böylece doğar. Şatoya varan Azmi, Drakula’nın uşağına sigara tabakası hediye eder. Daha sonra Drakula kendi tabutunu bulan Azmi’nin kanını emecekken bu uşak Azmi’yi korumak için Drakula’nın üzerine sarmısak atar. Azmi kurtulur ama uşak ölür. Evet biliyorum tam bir Türk filmi! Sonra Drakula bir tabut içinde Türkiye’ye gelir. Azmi’nin karısını gözüne kestirir. İlginçtir Azmi’nin eşi rolünde bir Türk değil Annie Ball isimli yabancı bir oyuncu vardır. Yani Mina Harker rolününün Güzin Arsoy olması yetmemiş ne olur ne olmaz diye yine de yabancı bir aktirist oynatılmıştır. Vampir avcısı Profesör Van Helsing’in Türk versiyonu ise Dr Resuhi Bey’dir ve vampiri öldürmenin tek yolunun ağzına sarmısak doldurup kalbine kazık çakmak olduğunu söyler.Nihayet Azmi eve döner ve karısını korumak için Drakulayla sarmısak yardımıyla savaşır. Kalbine da kazık çaktıktan sonra karısına şöyle seslenir Azmi: Hanım! Evde bir daha sarmısak görmek istemiyorum. Kadın kıkırdar: Ama bey! İmam bayıldı sarımsaksız olmaz ki!

Biliyorum kapanış cümlesini duyunca gülmekten yerlere düştünüz. Fakat bu filmi çeken ekibin daha önce hiç vampir filmi izlemediği ve herşeyi kitaba bakarak çektikleri söylenir. Drakula film boyunca ağzından taşan daimi köpek dişleri ile gezer. Bizimkilerin yokluktan buldukları bu yöntem sonraki Drakula filmlerine ilham olduğu ve Drakula’nın artık koca köpek dişleriyle canlandırıldığı da söylenir.

İşte ilk Türk korku filmi de budur. Önümüzdeki yazılarda Türkiye’de korku edebiyatı ve sineması konularına değinmeye devam edeceğim. Aşağıdaki bazı linkleren filmle ilgili fragmanlara bakabilirsiniz.
Kaynaklar
http://www.itusozluk.com/video/drakula+istanbul+da/18453


http://alkislarlayasiyorum.com/icerik/37776/hortlaklar-nasil-yok-edilir-drakula-istanbul-039da

Yorumlar

Tema Tasarım | Osgaka.com