Şeytan O Gemiye İnsandan Önce Binmişti

Şeytan O Gemiye  İnsandan Önce Binmişti

 

Kur’an’da bazı kıssaların felsefi yönü vardır ve bu yön çağlar içinde güncellenmektedir. İyilik ve doğruluk gemileri, yalan söylemeden işini iyi yapanların gemisi, önce kendine, sonra çevrene, sonra topluma ve sonra ülkene ve dünyaya doğru bir model oluşturma gemisi kalkarken, neden bu gemilere binmeyi reddeder insan?

Şeytan bu kadar güçlümü? Görünmeyen şeytanı biz mi oluşturduk, ya da şeytana, şeytan vasfı takmak ve kıyafet giydirip, salına salına gezmesine biz mi müsaade ettik? Bu soruların cevabı Evet! Görünmeyen şeytanı her sabah pışpışlayarak biz yerinden kaldırıyoruz. Sabırsızlık, saygısızlık, kıskançlık, ben merkeziyetçilikle içimizdeki şeytanı uyandırıp, çoraplarını, kıyafetleri giydirip kolumuza takıyoruz. O hep yanımızda oluyor. Islık çalmaya gerek var mı gelmesi için Yok! Şeytan önce caddede karşımıza karşıya çıkıyor. Gemiye binip kendini kurtaran köpeğe kediye bunlar ne işe yarar diye göz ucuyla ve iğrenme ile bakmamızı sağlıyor. Sonra hiç tanımadığımız biri karşımıza çıkıyor. Bıkmışçasına ve küsmüşçesine bakıyoruz yüzlerine. Selamsız. Seni haşa Allah niye yarattı dercesine. Varsa, arabamız biniyoruz, yoksa toplu taşımaya. Kapıyı bir çarpışımız var ki, o metali nereden peydahlayıp, hangi otomasyonla önümüze bu taşıtı koyduklarını düşünmeden. Toplu taşımada yer kapma telaşında kendi p….. rahatını düşünüyoruz. İniş ve binişler, ahıra giren ineklerden daha karmaşık oluyor çoğu zaman. Karşıdan karşıya geçmeye çalışan insanlar umurumuza gelmiyor. Hay banane gocuğunu sattığımınım dünyasında, yaya sağdan mı gelmiş, soldan mı, umurumda mı?

Trafikte yer kapma telaşı. Kim kimi sollarsa. Sonra, sallıyoruz içimizden geldiği gibi insanlığa bir iki. İş yerine geldiğimizde, rızkı veren insanmış gibi davranıyoruz, güçlü ve hoyrata gereğinden fazla değer vererek. Önümüze gelen nimeti, doymak için tüketiyoruz. Önümüze gelen zeytinin hangi maceradan geçerek, hangi gemi ile kurtulan tohumlardan delice yeşerdiğini unutarak tüketiyoruz. Domateslerin çekirdeklerinde ki ihtişamı ve kırmızı renginin şaşalı gülüşünü görmüyoruz. Suyu bir dikişte kafaya dikiyoruz. Acaba bu suyu kaç gün içmezsek ölürüz diye hiç düşünmüyoruz. Bir kaşık dem çayıyla on bardak çay içtiğimize şükretmiyoruz.

Musluğu açtığımızda hoyratça akan su ile yüzümüzü yıkadığımızda ve akıttığımızda neslimizi düşünmüyoruz. Banane ulan. Benim yüzüm yıkansında 100 sene sonra ne olmuş, umurumda mı dercesine. Şeytan mı bunu yaptırıyor bize, yoksa düşünmeyen beynimiz mi? Farkında değiliz. Uykunun ne büyük nimet olduğunu bilmiyoruz. Bir hafta uyumayan insanları hiç düşünmüyoruz.

Ya da aylarca uyutulan insanları düşünemiyoruz. Hastane koridorlarında gezmiyoruz hiç. Nuhun gemisine binenlerin soyuna saydırıyoruz bol bol. İki toprak atıp mezardan uzaklaşır uzaklaşmaz, unutuyoruz herşeyi. Şeytan unutturuyor değil mi? Yok be kardeşim içimizdeki şeytanın çorabını giydirip koluna takan insan unutuyor her şeyi. İki sene önceki maskeler unutuldu, değil mi.? El ele, kol kola halaylar kırıla.

Hey gidi Nuh A.S. İnsanlığın bu kadar bedbin ve hoyrat olduğunu bilseydin o gemiyi yapar mıydın?

” Şeytanın da o gemiye önceden bindiğini bilseydin o gemiyi yapar mıydın?

Lütfen Paylaş