Şehir…arabesk kültür…vurdumduymazlık !

Şehir…arabesk kültür…vurdumduymazlık !
Kültür ve eğitim seviyesi alçak irtifada olup da cüzdanları (kolay yoldan kazanılmış) banknotlarla dolu olan burjuvazinin merkez olduğu şehirlerde gece yarısından önce başlayıp sabaha kadar devam eden “şamata”nın adı eğlence ve renkli gece hayatı olmuşsa…
Arabesk kültür ve medeni tavır yoksunluğu giyimden davranışa kadar, tâ derine dalmışsa…
Her şey(!)in, aleniyete saçılmışlığı, mahremiyetin ortadan kalkmışlığı ve vurdumduymazlığın şaha kalkmışlığı umursanmıyorsa…
Vay bize, vah bize !
Volümü sonuna kadar açılmış, yüksek gürültülü müziğin envai çeşidinin birbirini bastırdığı; arabeskinden roman havasına, cıstak müzikten angara havasına, şamameden karadeniz ezgilerine gürültünün ayyuka çıktığı, kafaların kıyak mı kıyak olduğu bir şehir düşleyiniz…
Motorsiklet ve skutırların vızır vızır geçip gittiği gecelerin şafağına kadar şehir ahalisinin eğlenmek içün ayakta olduğunu düşleyiniz…
Gecenin yarısından sonra duraklayan trafikte araçların arasında gül satmaya çalışan yaşlısı genciyle roman ailelerinin ekmek kavgası adına yollara düştüğünü düşleyiniz…
Evde olması gereken çağlardaki çocukların gece yarısını geçen saatlerde bile, gecenin şerrinden emin(!) dışarıda gezindiklerini düşleyiniz…
Ve bu tüketici güruh içün; zaman, mekân ve çevrenin hiç mi hiç umurlarında olmadığını; ekonomik kriz, yüksek enflasyon, hayat pahalılığı, manavdaki, bakkaldaki, şarküterideki fiyatların onları hiç mi hiç ilgilendirmediğini düşleyiniz…
Medeniyyet ve kültür merkezi olan/olması gereken şehir hayatında; san’at, edebiyat, kültür faaliyetleri yürüten merkezler, illâki vardır ve olmalıdır…
Ancak adab-ı muaşeretten, görgü kurallarından bî-haber bir kemiyyet hâlini almışsa şehir ve cemiyyet, istikbâli şekillendirecek olanlarda değil midir kabahat…
Medeni şehir ahalisinden bir hanımefendi ve beyfendinin, birisini eve davet ederken;
-“Fakirhanemizi bir akşam teşrif eder misiniz efendim?”
-“Estağfurullah hânenizde şerefyâb oluruz efendim”…
karşılıklı mükâleme ve adabına rast gelinmiyorsa…
Neleri yitirdiğimiz akla gelmiyorsa…
Vah bize, vay bize, vaylar bize !
Gülşeni yaban otlar sarmışsa
Lâlezârlar çalılaşmışsa
Nezâket ve edeb rafa kalkmışsa
Nefisler tok ruhlar aç kalmışsa
Evlad-ı azizânı kurtlar kapmışsa
Bize de eyvah demek kalmışsa…
Vay bize, vahlar bize..
Hülâsa-i kelâm;

“İlim ve edeb, insana önce susmayı ve haddini bilmeyi öğretir”, bu ise sadece diploma ile, varlıkla olmuyor… şehir ve ordaki medeniyyet; nezâket, nezafet, tevâzu, adab-ı muaşeret, hürmet ve edeb sahibi olmayı mündemiçtir ve gerektirir, ancak kültür istilâsı altındaki şehirler arabeske, yoz-popülerliğe teslim ise vah bize !

Vesselâm…
Lütfen Paylaş