Öğretmeni yılda bir gün mü hatırlayacağız ?

Öğretmeni yılda bir gün mü hatırlayacağız ?

Öğretmen veya bir diğer deyişle muallim, mürebbi; öğretici olması yanında eğitici, terbiye edici bir kişi(lik)dir, ya da öyle olmalıdır…

Bu ise; bu vasfı özümsemekle ifâ edilebilen, öyle pedagoji bilgileri/formasyonu ile salt diploma ile olabilecek bir iştigal sahası değildir, olmamalıdır.
Öğretmen/muallim, ilmi ile mücehhez, basiret ve feraset sahibi, güzel ahlâk numunesi, davranışları, konuşması ve susması ile rol model ve iz açan/bırakan, terbiye edici bir şahsiyettir.
Ve öğretmen bu meslekî icrayı sevgi ve otorite ile, belli bir disiplin ile yürütür.
Öğretmen;
kendisine emanet edilen farklı karakterdeki evlatları analiz ederek onları istikbâle yetenekleri doğrultusunda terbiye ederken yönlendirir; iyi bir insan, meslek adamı, vatandaş ve faydalı birey olarak yetiştirmek içün gayretini ve emeğini onlardan esirgemez.
Ancak şu da bir gerçektir ki; her meslek grubunda olduğu gibi öğretmenlik mesleği de, malumata erişmenin kolaylaştığı bilgi çağında, modernitenin dişlileri arasında itibarını giderek yitirmektedir.
Cumhuriyetin bânîsi, rahmetli azîz Mustafa Kemâl Atatürk tarafından 1926 yılında Orta Muallim Mektebi olarak kurulan okul; 1929 yılında “Gazi Orta Muallim Mektebi ve Terbiye Enstitüsü”  (sonraları Gazi Eğitim Enstitüsü, 1982’den beri Gazi Üniversitesi) adını almıştır.
Yine  “Milli Eğitim Bakanlığı’nın danışma ve karar organı, bakanlık birimlerinin fikir ve hareket merkezi olan Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı; Eğitim sistemini, plan ve programları, Eğitim mevzuatını, ders araç ve gereçlerini, yurtiçi ve yurtdışı eğitim faaliyetlerini araştırmak, pekiştirmek ve uygulama kararlarını almak gibi hizmetleri yürütmektedir. Tevhid-i Tedrisat Kanunu gereği Türk Milli Eğitimindeki birlik, beraberlik ve bütünlüğün sağlanması görevi de Talim ve Terbiye Kurulunca yürütülmektedir. Bakanlığın önemli görevlerinden büyük bir kısmını yerine getirme görevini üstlenen, Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı 22 Mart 1926 tarihinde kabul edilip 3.4.1926 tarihinde yürürlüğe giren 789 sayılı “Maarif Teşkilatına Dair Kanunun” ikinci maddesine göre, “Milli Talim ve Terbiye Dairesi” adıyla kurulmuştur.”
Milli eğitimin temellerine yön verecek üst kurul olan “Talim Terbiye Kurulu” ve “Gazi Terbiye Enstitüsü’nde, dikkat edilirse öğreticiliğin yanı başında terbiye (eğitimcilik) de öncelenerek zikredilmiştir.
Milletlerin gelişmişliği ve gücü yetişmiş insan gücü ile ölçülür, ancak terbiyeden vareste bir öğretim ile daha bilgili ve profesyonel (hırsız/arsız/sahteci/tefeci/ahlâksız/kibirli/sömürücü/zalim/…. ) kişiliklere imkân sunulmuş, yol açılmış, vesile olunmuş olmaz mı ?
Bol diplomalı ve sertifikalı insan(ımsı) yerine tedris ettiği ilmi ve eğitimi(terbiyesi) sayesinde edindiği münevverliği hayatına aktarmış “insanlar yetiştirmektir esas gaye, bunun içün de öğretmenlik kutsanmıştır, peygamber mesleğidir…
Konfiçyüs der ya:” Bir yıl sonrası için ekin ek, on yıl sonrası içün meyveli ağaç dik, yüz yıl sonraya hükmetmek istiyorsan İNSAN yetiştir”
Sadece bilgi aktarımı ile yetinmeli mi öğretmen ?
Tabi ki hayır, eğitimden/terbiyeden soyutlanmış bir toplumda bilgi/malumat öğretimi ile diplomalı birey sayısı artsa da, o toplum yozlaşmaya açıktır, hakim kültürlerin ve güçlü milletlerin güdümüne girer.
İlgi peşinde koşmayan, kitlelerin teveccühüne ram olmayı amaçlamayan; işini âlâyiş üzere, alkış ve övgü beklemeden ihlasla yapan; rol model, ilmi ve ahlâkıyla önder olan, mektebe/sınıfa giderken mabede gider gibi giden öğretmenlerin öğretmenler günü kutlu olsun…
Lütfen Paylaş