SUÇ MU CEZA MI?

SUÇ MU CEZA MI?
Suçlu diye adlandırdıklarımız gerçekten de bir sıfatı yüklenmeli miydi? Peki, amaç neydi? Bize göre suç denen, toplumda belirlenmiş rollere aykırı davranışlar, bizim belirlediğimiz cezalarla gerçekten ıslah mı ediliyordu? Amaç bir hücreye hapsetmek miydi? Toplumdan dışlamak mıydı? Ya da topluma kazandırmak mı?
Kişiyi suç işlemeye, topluma aykırı davranmaya iten hiç-bir sebebi önemsemeden, araştırmadan, yok sayarak salt sonucuna göre yaftalamak neyin bedeliydi? Ya da tatmin edici miydi? Bir gün bu bedeli, buna hükmedenlerin de ödeyebileceği hiç düşünülmedi mi?
Suç ve ceza…
Toplumun bir arada durması, birlikte yaşaması için yollar aramaktır eğitim dediğimiz, hukuk dediğimiz. Hangi eğitimcinin buna hizmet ettiğini bilmiyorum, bildiğim hayatta şu an ismini andıklarımız bu konuda fark yaratmış olanlardır. Bu nedenledir ki hukuk dediğimiz sistemin hizmet ettiği amacın, toplumun birliği, bütünlüğü, farkındalığı olmalıdır. Ayrıştırma, ayrımcılık ya da dışlamak, hukuk dediğimiz, adalet dediğimiz sistemin amacı olabilir mi? Bu kadar sığ bir düşünce ve eylem için mi yüzyıllardır insanlık bedel ödemekteydi?
Mesleklere seçilen kişiler, hatta meslekleri seçmiş kişilerin bu yaradılışta olduğu ya da olmadığı bilincine ne zaman geçeceğiz, bilinmez. Hiçbir eylemin sorumluluğu olmasın demek değildi bu. Bu, o eylemleri oluşturan bilinçaltının açığa çıkartılarak nedenlerinin şifalandırılmasıydı. Yoksa ne ceza sona erebilirdi ne de ceza çekenler dediklerimiz.
Bugüne kadar gelen sistemin, hiçbir sorunun çözümü olmadığı artık ispatlanmış değil miydi? Yaşadığımız bugünlerimizde mutlu insan göremiyorsak etrafımızda, hepimizin düşünmesi gerekmeliydi. Çünkü hepimizin yaptıklarıyla olduğu kadar yapmadıklarıyla da bugünlere hizmeti bulunmaktaydı. Hayatta fark yaratanlar, tüm korkularına rağmen cesaret edenlerdi. Bugün takdir ettiğimiz, hayat hikâyelerini okuduğumuz ve sonunda hayran olduğumuz tüm karakterler, yaşadıkları hayata direnen, bedel ödeyen, her ne olursa olsun sorumluluğu alıp yaşama imza atanlardı. Belki de artık fark yaratma zamanıydı.
Hangi işi yaparsak yapalım, hakkını vermek gerekirdi. Hayat bize emanetti. Toplumdan dışladıklarımız, yok saydıklarımız, suç makinesi dediklerimizin yaşamlarına baktığımızda bu sonuçları çok yadsımamak gerekirdi belki de. Zamanında müdahale edilseydi, kaç yaşam yaşanabilir hale gelirdi düşünmek gerekir. Ceza evi dediğimiz binaların en eski, en unutulmuş, en pis binalardan olması tesadüf müydü? Bir gün hepimizin yaşayabileceğini, ya da bir sevdiğimizin başına gelebileceğini düşünmek gerekmez miydi? Peki, birçok insana uzun bir dönem yuva olan bu binaları iyileştirmek için devletin imkânı mı yoktu yoksa işine mi gelmiyordu? Burada kalan insanlarda toplumun bir parçası değil miydi ya da toplumdan dışlanması gerektiğine inanılan bir topluluk mu yaratılmak isteniyordu?
Elbette herkesin, hepimizin eylemlerinin sorumluluğunu alması gerektiğine yürekten inanıyorum. Ancak herkesin eşit düzeyde, eşit şartlarda… Başka türlüsünün düşünülmesinin dahi insan haklarına aykırılığı yadsınmamalıdır. Cezaevlerinde kalanların, bilinçaltı düşüncelerine ulaşmaları, yaptıkları eylemlerin nedenlerini bulmaları ve en önemlisi de farkına varmaları için bu kurumların var olmaları gerekmektedir.

Psikiyatri kliniklerinde dahi hasta diye nitelenen insanları dinlemeyen, bu kişilerin yakınlarıyla dahi konuşma yapmayan doktorların varlığı, maalesef ki hizmet edilen eylemlerin ve sorumlulukların inkârıdır. Bu işlerde fark yaratan insanların çalıştıkları kliniklerinde ya da muayenehanelerinde tedavi gören kişilerdir asıl takdir edilecek olan. Gerek hastanelerde gerekse hapishanelerde öncelikle oraya gelmiş tüm insanların birer birey olduğuna, yaşama hakkı olduğuna, onları oraya getiren nedenlerinin olduğuna ve bu nedenleri tespit edip o kişiye de fark ettirmeye hizmet etmeye kendini adamışlara hepimizin ihtiyacı var. Ve bunu dünyada bir kişinin bile yapabiliyor olması, yapılabilir olduğunun da ispatıdır. Artık yaşama hizmet etme zamanıdır. Artık hepimizin hayatının aynı ve eşit derecede yaşanılmaya değer olduğunun hepimiz tarafından fark edilme zamanıdır. Ve hepimizin bu hayata, evrene, insanlığa sorumluluğu eşittir. Bu nedenle de her birimizin bu sorumluluğun hakkını vermesi için artık harekete geçilmelidir.

İnsanlığın geldiği bu aşamadan sonra çok daha umutlu bir döneme geçmeyi gönülden diliyorum.

Mutlu, umutlu ve her bir günü yaşamayı hakkını verdiğimiz güzel yıllara, hep birlikte…

Lütfen Paylaş