ARTIK RAHATÇA UYUYABİLİRDİ

ARTIK RAHATÇA UYUYABİLİRDİ

Hiçbir zaman olmadığı kadar kızgındı. İşte çıkan problemlere hiç mi hiç tahammül edemiyordu. Amerikan sisteminin rahatlığı, Alman disiplini, Türk çabukluğu ve pratikliği ile çalıştığı işte çok çabuk ilerlemiş, yaşlar 40’lı yaşlara uzandığında işinin doruk noktasına ulaşmıştı. Ama son zamanlarda bazı aksaklıklar onu yaptığı işten soğutma noktasına gelmişti.

Arkasına döndüğü anda işyerinde kimsenin istediği gibi çalışmayacağını, işi zamanında yapmayacağını, kontrolü kaybetti mi hayattan zevk alamayacağını zannediyordu. Yine kafanın dumanlı olduğu bir gün de işin vermiş olduğu yorgunluğu ve tıkanmışlığı bir kenara bırakıp evine yaya gitmek istedi. Uzun zamandır iş yerindeki koşturma haricinde yürümemişti.

Evi bayağı uzak olmasına rağmen, hem kafasını dağıtmak ve hem de durgunluğunu bir nebze atmak için yürümeye başladı. Parkların içerisine daldı. Oturup gönüllerince sohbet eden gençler, torununu parka getiren dedeler ve neneler, uçurtma uçurtmaya çalışan babalar ve köpeklerini gezdirmeye çalışan kadınlar. Hepsi neşeliydi. Kendisi dışında. İçinde ki boşluğu dolduramıyordu. Nereye baksa işi aklına geliyor. Planların iyi gitmediğini, çalışanların görevlerini yerine getirmediğini düşünüyordu. Bir an babası ile uçurtma uçuran çocuğa gözü takıldı. Çocuk her defasında uçurtmayı ağaca takıyor, babası her defasında onu ağaçtan çıkarıyor ve tekrar eline veriyordu. Eski günleri aklına geldi. Babasının ona kızak yaptığı ve kaydırdığı günler.

Şimdi bir babaya sahip değildi, ama o uçurtma da eskiye gitmişti. O kadar çok dalmıştı ki önündeki su birikintisini görmedi. Bastığı çukurdan üstüne sıçrayan çamur beyaz pantolonunu kirletmişti. Hay aksi dedi. Bu kadar dikkatsiz olur mı bir insan. Koskoca fabrikanın CEO’su yürümeyi bile bilmiyor, dedi hafifçe sesini kendi duyacağı kadar çıkararak. O ara Yiğit, Yiğit diye gelen sese döndü birden. Küçük Yiğit annesini koşturuyordu arkasından. Kendi ismi de yiğitti. Yiğit!. Yiğit! dedi yine kendi sesini duyacak kadar.

İsmimi uzun zamandır kendi sesimden duymamıştım dedi. Vay be ne çok şey kaçırmışım dedi. Güzel isimmiş. Yürümeye devam etti. Üstündeki çamuru silmesi gerekiyordu. Bir cami gördü, avluda yıkarım eve gidinceye kadar kurur, dedi. Şadırvana geçti. Üzerindeki çamuru silmeye başladı. Omzuna konan bir el ile döndü. Orta yaşlı bir adam elindeki saç kurutma makinasını Yiğit’e uzatıyordu. Al kardeşim yaş kalmasın şu fişe tak, kurut, dedi. Teşekkür etti. Kuruttuktan sonra makinayı avluda oturan adama geri verdi. Bir şey değil kardeşim, dedi, adam. Yiğit ne iyi insanlar var, dedi içinden.

Teşekkür ederek, yürümeye devam etti. Bir gazete bayisinin önünden geçti. Uzun zamandır gazeteye eli değmemişti. Kaç lira dedi? Dört lira dedi, satıcı. Daha gazetenin kaç lira olduğunu bile bilmiyordu! Bir ekmek, bir kilo domates, bir kilo peynir, bir simit ne kadar, onları da bilmiyordu. Gazete okumaya gelince, internet üzerinden okurdu günlük gelişmeleri. Bir değişiklik yapayım dedi kendi kendine. Bir gazete aldı ve gördüğü ilk bankta oturarak okumaya başladı gazeteyi. Neler olmuş neler dedi ülkede. Fabrikadan başımızı dışarı çıkarmıyoruz da ne oldu dedi.

Zaman geçmişti. Eve doğru yürümeye devam etti. Kedi ve köpekler için belediye tarafından konulmuş mama kaplarına bir adamın mama döktüğünü gördü, yine bir adamın özürlü çocuğunu arabayla gezdirirken ki neşesini, yine simit satan birinin son simitlerini satmanın mutluluğunu, gördü de gördü.

Eve vardığında, işlerinin tüm çıkmazlarını kaldırımlarda, cami avlusunda, sokak hayvanlarının mamalarında, bir gazetede, isminde, uçurtmalarda, kirlenen pantolonunda bırakmıştı.

Artık rahatça uyuyabilirdi. İşçiler iyi çalışmıştı iş yerinde.

Lütfen Paylaş