Lakırdıları pek muhibbâne…

Lakırdıları pek muhibbâne…
Muallim Nâci derki;

 

“…Lakırdıları pek muhibbâne görünür, fakat muhabbetleri münâfıkāne çıkar…”
Her konuşana kanma, bir aldandın ikincide aldanma, doğranmış hıyar görünce tuzluğu alıp koşturma, her yüzüne güleni dost(tan) sanma, sayma !…Dostun dostluğunu isbat etmesi gerek derler…
Dost(muş) gibi yıllarca rol kesen, arkadan arkaya sinsice kuyu kazmaya çalışanlar, diş bileyenler, çekemeyenler, hasetler, fesatlar, riyakârlar, münafıklar, menfaat rüzgârıyla yön bulan rüzgâr gülleri, usta satıcılar; fücûra ve fıska kılavuzluk eyleyenler; müdâhinler; bencilliklerini statü edinmiş “benben”ciler, ahlâk körlüğüne düçar olanlar var ya; işte bunlar gri alanda, tülûattaki ustalıkları ile usûl ve erkânda dahi mekteplilere taş çıkartacak derecede rollerini oynarken, üstüne üstlük bir de alkışlanırlar…!

Ahmed Vefik Paşa şöyle demiş;

“Her yerde müdâhene çirkefi
Gadir ve nifak ve zor irtikābı
Eh, dayanamam artık, kızarım…”
Ancak, kısa ya da uzun vadede “zaman”, her seferinde haklı ve daha usta çıkar, maskeleri düşürür, enikonu ak koyun kara koyun meydana çıkar !

Mehmet Âkif Ersoy’un tespit ve teşhisi ile noktayı koyalım:

“Mâdâmki âdem olacak mazhar-ı tekrîm
Hep gördüğün eşhâsı mükerrem mi sanırsın ?”

Lütfen Paylaş