İLK GÜN

İLK GÜN

Siyah önlüğümü giymiş, yakalığımı takmış, okulun ilk gününe hazırlanmıştım. Tamı tamına 3,5 yaşında anaokuluna gitmeye başlamış olsam da ilkokula başlamanın ayrı bir heyecanını duymuştum. Sabah, telli kapıdan içeri giren kedi yavrusu ayağıma sürtünmüştü. Sabah serin olduğu için elektrik sobası açıktı. Yavrucuk üşümüş olmalı ki onu sevene kadar sıcak sobaya sürtünürken kuyruğunu hafiften yanan sobaya değdirmiş, hafiften yanan kuyruktan koku gelmişti. Kedi can havliyle dışarı kaçmıştı. Çok üzülmüş ve ağlamıştım.

İlk güne ağlayarak başlamıştım. Ayakkabı bağlamayı artık öğrenmeliydim. Küçük bir derse tabi tutuldum. Beyaz spor ayakkabımı gevşekçe bağladım. Sürekli açılmaya devam ediyordu bağcıklarım, ama ben bağlamaya onlar açılmaya devam ediyordu.

Annesi öğretmen olup da  aynı okula giden öğrencilerdendim. Bu küçük travmadan sonra okulun yolunu çok iyi bilsem de 5 dakikalık yolda çimenler üzerinde ve ağaçlar arasında annemle yürüyerek şirin Baraj ilkokuluna varmıştım.

İlk günümde annemle okula gitmeyi tercih etmiştim. Artık okulda anne yoktu. Çok farklı bir anne profiliyle karşılaşmıştım. Resmi ve herkese neyse bana da o.

İlkokul birinci sınıfta iki şube vardı. Biri küçük, diğeri ise büyük. Birinin öğretmeni Selhan öğretmen, diğeri ise Özcan öğretmendi. Ben Özcan öğretmenin sınıfına gittim. Özcan öğretmen Ağınlı olması münasebetiyle hem aile dostumuz hem de komşumuzdu. Ekmeğime az reçel sürmemişti öncesinde. Bir de Ankara’da oturan annesi vardı. Ramazanda, Ankara için iftar vakti dendiğinde, “Fadime orucunu açtı” ilk sözlerimden biriydi.

İlkokul 4. sınıfa kadar bize alfabeyi yaşamı öğreten oydu.

Canım öğretmenim Özcan. Gülümsüyor bize her an, 4 yıl geçen günlerimiz, Yarın oluyor tamam. 

Allah gani gani rahmet eylesin. Gün geldi. Cenazesine katıldım. Cami avlusunda musalla başında kaza ve kaderi öğretmiştiniz diyerek kader’i konuştuk. Sessizce.

Okulun ilk günlerine gelelim yine. Ant içerek başlayan ve istiklal marşını tek bir ağızdan söyleyen bir toplulukla usulca sınıflara girmiştik.

Günler içinde, A ile başlayan alfabeyi teker teker öğrenmeye başladık. “Ali gel. Ülkü oyunu bozma. Zil çaldı, Işık ılık süt iç, Kaya okula koş. Emel bal al.

Fişlerimizi her gün tekrar ederdik.

Fasulyeler, abaküsler ve hikaye kitapları. Sınıfımızda kimler vardı. Yakup, Ersan, Murat, Tarık, Ziya,  Ömer Faruk, Erkan, Uğur, Bünyamin, Müzeyyen, Atiye, Tamer, Nebi ve Taner, Selhan hocamın sınıfında da Elif. İlk aklıma gelen ve okumaya geçmek için rekabet ettiğim arkadaşlarımdı. İlk okuma bayramında aldığım hediye “Ömer Seyfettin”‘den Bomba kitabıydı. Kırmızı kurdelamız ise çok güzeldi.

Allah öğretmenlerimize ve arkadaşlarımıza selamet versin.

Evet! Okullar kutsal. Okullar birer mabet. Öğretmenler birer usta. Öğrenciler cevher.

Doğru işlenmeli,vatana millete hayırlı evlatlar yetiştirilmeli. Allah devletin eksikliğini vermesin ki nice nice öğrenciler yetişsin.

Sağlıcakla kalın.

Lütfen Paylaş